3 Mart 2017 Cuma

MUTFAĞI DÜNYADAN ÖDÜLLERLE DOLU

Birçok farklı sektörde yaşadığı maceralara, zorluklara ve hatta iflaslara rağmen, cesaretiyle City & Guilds tarafından dünyanın en iyi iki aşçılık okulu arasında gösterilen Mutfak Sanatları Akademisi’ni (MSA) kuran Mehmet Aksel, 2010 yılında Endeavor “Dünyada Yılın Girişimcisi” ödülünü aldı. 

İş hayatına otomobil sektöründe başladı. 4 yıl üst üste Türkiye’nin en çok otomobil satan bayii olan Aksel, bir süre sonra yiyecek-içecek sektörüne ilgi duydu ve ikisi Türkiye’nin en önemli gurmelerinden Tuğrul Şavkay ile birlikte olmak üzere üç restoranın sahipliğini yaptı. Yiyecek-içecek camiasının içinde geçirdiği yıllar boyunca, bu sektörün en önemli ihtiyacının eğitimli personel olduğu düşüncesinden hareketle, 2004 yılında Mutfak Sanatları Akademisi’ni (MSA) kurdu.

2011 yılında Dünya Aşçılar Birliği (WACS) tarafından “Dünyada Eğitim Kalitesi En Yüksek
Aşçılık Okulu” ödülü alan, 2012 yılında İngiltere Kraliyet Akademisi tarafından “Dünyadaki En Mükemmel Mesleki Eğitim Merkezi” olarak gösterilen, 2013 ve 2014 yıllarında dünya genelinde 2 milyon mezun arasında “Mükemmeliyet Madalyası”na layık görülen 4 mezunu
ve 1 eğitmeni ile MSA, global arenada dünyanın en iyi aşçılık okulları arasında gösteriliyor.

İş hayatının yanı sıra koleksiyon hobisi ile de tanınan Aksel, dünyada da sayılı olarak gösterilen bir yiyecek-içecek müzesi ve kütüphanesinin kurucusu.

Hayatının önemli ve keyifli bir kısmını profesyonel olarak spor yapmaya ayıran Aksel, 4 yaşından bu yana binicilik sporu ile iç içe. 30 yılı aşkın bir süre at binen Aksel 1986 yılı Balkan Şampiyonu ve “Yılın Sporcusu” ödülünün de sahibi.

“Hedefim belli benim. Elime aldığım her işi yapabileceğim en mükemmel şekilde yapmak” diyen Mutfak Sanatları Akademisi kurucusu Mehmet Aksel ile ilham veren öyküsünü konuştuk


Hayatınızdan kısaca bahseder misiniz?
Hayatım spor olsun, iş olsun ya da hobilerim olsun, kendimi bildim bileli “yarışmak” ile geçiyor. Karşımdakilerle yarışacağıma kendimle yarışmam gerektiğini anladığım günden beri, hayat benim için biraz daha zor ama çok daha kolay oldu diyebilirim.

Nasıl fark yaratırsınız?
Fark yaratmak gibi bir amacım yok, ben neysem onu yapıyorum. Farklı şeyler ortaya çıkıyorsa, ne mutlu bana ve ne mutlu bundan faydalananlara.

Yenilgilerinizden nasıl dersler çıkarttınız?
Yenilgi diye bir şey bilmiyorum ben. Hayatım doğumdan ölüme kadar devam eden eğlenceli bir süreç olarak hissediyorum. İnişleri ve çıkışları 70-80 yıllık bir süreç. Kazandığınız günler olduğu gibi kaybettiğiniz günler de olabiliyor. Bazen mutlu oluyorsunuz, bazen mutsuz.

Bence, hepsini toplu olarak değerlendirip, mutlu olduğumuz anların, olayların, işlerin ve uğraşların adetlerini arttırıp, bu şekilde dolu dolu yaşamalıyız hayatı.

Sizin için para nedir?
Parayı da bu süreç içindeki bir yakıt olarak görüyorum. Ya da görmek gereği düşüncesindeyim diyelim. Bazen depoyu tam doldurabiliyoruz, bazen yarım, bazen borçla doldurabiliyoruz, bazen de kırmızı ışık yanıyor. Hatta bazen de yolda kalıyoruz. Ama ne yapıyoruz? Hep bir bidon daha bulup yola devam etmeye çalışıyoruz. Benzinim bitti diye arabayı yolun kenarında terkedip gitmediğimiz gibi, hayatımızın akışında da zorluklar karşısında kendimize olan inancımızı terk etmememiz gerektiğini düşünüyorum.

Kendinize hedef koydunuz mu?
Hedefim belli benim. Elime aldığım her işi yapabileceğim en mükemmel şekilde yapmak.
Babam, “Oğlum, eline aldığın her şeyi, aldığın halinden daha iyi bir halde devret” derdi.

Benzer bir şekilde ben de mümkün olduğunca her uğraşımı, iş olsun, spor olsun, insan ilişkileri olsun, hobi olsun ya da başka başlangıç noktamdan daha iyi bir hale getirebilmek için uğraşıyorum. Bu da sonuç olarak bana karşılığı finansal ise para olarak, ilişki ise gelişmiş olarak, spor ise başarı olarak, aile ise de mutluluk olarak geri dönüyor.

Hayatınızı nasıl dengede tutuyorsunuz?
Dengede falan tutmuyorum, akıp gidiyor işte. İnsan eğer gerçekten isterse her şeye zaman bulabiliyor.


Sizin için rekabet nedir? Rakiplerinizle nasıl mücadele edersiniz?
Karşımdakilerle yarışacağıma kendimle yarışmam gerektiğini anladığım günden beri düşüncelerim değişti, bu ‘rekabet’ konusunda da oldu. 

“Herkes kendi işine baksın, iyi olan kazansın” kafasındayım ben. Etrafta ne olduğu, başkalarının ne yaptığı beni hiç ilgilendirmedi. “Ben ne yapabiliyorum” hep buna odaklanıp, ele aldığım konuyu, aldığımdan daha iyi hale geçirmeye ya da yapayım dediğim şeyi becerebildiğim en iyi şekilde yapmaya çalıştım.

Sağlığınıza nasıl dikkat ediyorsunuz?
Ben dikkat etmiyorum, hanım benim sağlığıma dikkat ediyor. Kendi çok meraklı. Çocuklar beslenme konusunda onun, spor konusunda ise biraz benim, biraz da onun izinden gidiyor diyebilirim. 

Hep araştıran ve uygulayan o, bizler de takipçisi ve öğrencisi durumundayız. Ama çok mutluyuz. Bize iyi bakıyor.

Kaybetmek kolay gibi anlatılsa da zorlu bir süreçtir. Siz her yenilgiden sonra nasıl kazandınız?
Konular bana hep bir “SWOT analizi” şeklinde görünüyor artık. İster sonuçlarda iniş olsun ister çıkış, hep bir durum değerlendirmesi ve elde ne var, ne eksik, ne fırsat ve ne tehdit, ona bakarım ben.

Kaybettiğinizde üstesinden gelmek zorunda olduğunuz en yoğun duygu hangisiydi?
Spor hayatımda bir sonraki yarışın gelmesini iple çekerdim, “Haftaya görürsünüz gününüzü” derdim içimden.

24 Şubat 2017 Cuma

BAŞARIDAKİ TEK İLACI YILMAMAK

25 yıllık kariyer hayatında farklı pozisyonlarda çalışarak ilaç sektöründe zirveye yükselen Chiesi Türkiye Genel Müdürü Filiz Balçay, farklı alanlardaki çalışmalarını birleştirerek ilaç sektöründe yeni bir bakış açısı geliştirdi. 

Vizyoner bakış açısıyla gençlere destek vererek imkanlar sunan Filiz Balçay,  ilaç sektöründe yönetici olarak her çalışanının değerini biliyor. Önce insan olmaya önem veriyor. 

“Yenilgi belli bir konuyla ilişkin bir sonuç. Yaşanılanları bir kenara bırakıp hayatın devam ettiğini düşünürüm ve en iyi ilacın yola devam etmek olduğuna inanırım.” diyen Chiesi Türkiye Genel Müdürü Filiz Balçay ile ilham veren öyküsünü konuştuk.

Hayatınızdan kısaca bahseder misiniz?
İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi mezunuyum. Mezuniyeti takiben katıldığım ilaç sektöründe geçen 25 yıl boyunca AR&GE odaklı çok uluslu firmalarda farklı pozisyonlarda çalıştım. Görev aldığım her pozisyon ve her ek sorumluluk beni bir sonraki adıma hazırladı. 

Ürün müdürü olarak 1991 yılında Pharmacia’da başladığım çalışma hayatıma pazarlama müdürü, satış müdürü ve  bölüm müdürlüğü tecrübelerini kattım. Pharmacia, Pfizer bünyesine katıldığında hastane ürünleri bölüm müdürü olarak çalıştım. 

2005 yılında ilk kez gönüllü iş değişimimi gerçekleştirdim ve Schering-Plough’a katıldım. Primary Care bölüm müdürü olarak başladığım görevim farklı ek sorumluluklarla zenginleşti. Primary Care yanı sıra Kardiyoloji Bölümü, bir sonraki aşamada “Satış &Pazarlama Destek Hizmetleri”,  Schering-Plough & Organon birleşme sürecinde ise tüm bu sorumluluklara ticari ilişkiler de eklendi. 2009’da Merck birleşmesinde görev aldım. Bu değişimde farklı uzmanlık alanlarından sorumlu bölüm direktörü olarak devam ettim. Bölüm direktörlüğü görevine ek olarak 2012 yılında  pazar erişim direktörlüğüne de vekalet ettim. Şubat 2013’den bu yana ise Chiesi İlaç’da genel müdür olarak çalışıyorum. 

Tamamı ilaç sektöründe şekillenen 25 yıllık iş hayatıma baktığımda sektörün, potansiyeli olan ve almaya açık herkesi geliştirdiğini gördüm. Eğitimler, rotasyonlar, projeler ve ilave sorumluluklar sizi hedefinize adım adım götürüyor. Hatta şunu da ilave etmek isterim ki ilaç sektörü insanın kendinde fark etmediği pek çok özelliği ortaya çıkarıyor ve geliştiriyor. Bu yönüyle de içinde bulunduğum sektörü her zaman çok heyecan verici bulmuşumdur.

Nasıl fark yaratırsınız?
Konu ne olursa olsun,  işin merkezine insanı koymak fark yaratmada benim en çok benimsediğim yaklaşım.  Ekipte yer alan herkesin organizasyonel hedeflere ulaşmada rolü farklı ama herbirinin katkısı çok önemli. Şirketin güler yüzle ziyaretçileri karşılayan resepsiyonistinden üst düzey yöneticilerine kadar şirket bir bütün. Bu bakış açısı organizasyonel iklimimizi belirliyor verimliliğimiz artırıyor.

Yaptığım işten çok keyif alıyorum. Yeni bakış açılarından beslenip, bu enerji ile tekrar eden işlerden ziyade değer katan farklar yaratmaya odaklanıyorum.


Yenilgilerinizden nasıl dersler çıkarttınız?
Yenilgiler en kalıcı öğrenimleri beraberinde getiriyor.  Nedenlerini doğru analiz edip öğrenimleri geleceğe taşınmak önemli bir ders.  İyi bir analiz sonrasında çok da zaman kaybetmeden geleceğe odaklanmak en olumlu yaklaşım. Dikkat edilmesi gereken konu, aynı yenilgileri farklı şekillerde tekrar tekrar yaşamayacak organizasyonel hafıza oluşturmak.

Sizin için para nedir?
Varlığının önemini inkar etmek mümkün değil ama benim için amaç olmaktan öte her zaman bir araç olmuştur.

Kendinize hedef koydunuz mu?
Farklı alanlarda ama birbiriyle uyumlu hedeflerim var. Son dönemdeki hedeflerimden birisi gençlere iyi yapılandırılmış bir süreçle destek olup, potensiyellerini nasıl açığa çıkarabilecekleri konusunda rehberlik etmek. 

Kendimde yıllar içinde biriktirdiğim deneyimleri onlarla paylaşmak istiyorum. Yeni nesile inanıyor ve onlardan öğrenilecek çok şey olduğunu düşünüyorum.


Hayatınızı nasıl dengede tutuyorsunuz?
Hayatıma, bana değer katan ve mutlu eden şeylerden çok da fazla fedakarlıkta bulunmadan devam edebileceğim formülü zamanla iş hayatımda deneyim kazanarak buldum. Bunu yapabilmenin yegane yolu zaman yönetimi ve güvenebileceğiniz profesyonel destek networkü. 

Yıllık ajandamı oluştururken ilk önce kendim ve ailem ile ilgili önemli günleri kaydedip diğer toplantıları buna göre şekilllendiriyorum. Her hafta bitmeden bir sonraki haftanın önemli gündem konularına ve yapılması gerekenlerini gözden geçiriyorum.

Sizin için rekabet nedir? Rakiplerinizle nasıl mücadele edersiniz?
Rekabetin etik kurallar ve değerler çerçevesinde verimliliği artıran en önemli motivasyon olduğu düşüncesindeyim. Rekabeti yakından izleyip ona göre pozisyon alıyorum. 

İlaç sektörü rekabetin yoğun yaşandığı sektörlerden birisi. Rekabet ederken asıl amacımız olan sağlık için yenilikçi çözümler üretmekten ve paydaşlarımıza  yenilikçi tedavi seçenekleri sunmaktan mutluluk duyuyorum. Bu da yaptığım işe saygımı ve tutkumu gün be gün artırıyor.


Sağlığınıza nasıl dikkat ediyorsunuz?
Vücut sağlığının performans yönetimi ve odaklanmada oldukça etkin bir rol oynadığını düşünüyorum. Düzenli olarak haftada 2 kez fitness yapıyor ve mümkün olan her fırsatta yürüyüşlere çıkıyorum. Bir gece konaklamalı seyahatlere bile mutlaka spor ayakkabılarımı götürür ve uzun toplantılar sonrasında hareket etmek için kendime fırsat yaratırım. 

Spor ile aynı derecede önemli olan diğer konu da beslenme. Genel olarak sağlıklı beslenmeye dikkat eden birisiyim. İçinde bulunduğum sektörün de vermiş olduğu bilinç ile çalışma arkadaşlarım da aynı hassasiyetteler, böylece son yenilikleri takip ettikleri için onların desteği ile kendimi güncel tutabiliyorum.

Kaybetmek kolay gibi anlatılsa da zorlu bir süreçtir. Siz her yenilgiden sonra nasıl kazandınız?
Yenilgi belli bir konuyla ilişkin bir sonuç. Yaşanılanları bir kenara bırakıp hayatın devam ettiğini düşünürüm ve en iyi ilacın yola devam etmek olduğuna inanırım. Değer katan farklı projelerle yenilginin üzerinden gelmeye odaklanırım.

Kaybettiğinizde üstesinden gelmek zorunda olduğunuz en yoğun duygu hangisiydi?
Bu tür anlarda “Ben bunu neden düşünemedim?” “Bu sonuç öngörülebilir miydi ?”sorularını kafamdan atmak vakit alıyor. 

İlaç sektörünün hızlı değişen gündemi sayesinde bu duyguların üstünden gelmek de nispeten kolay oluyor. Farklı bir alanda yaptığımız güzel bir proje ile hızla moral depolayabiliyorum.

22 Şubat 2017 Çarşamba

ÜNİVERSİTE HASTANELERİ SORUNLARINDAN NASIL KURTULABİLİR?

Devlet üniversite hastanelerinin özellikli ve ileri tıbbi hizmet vermesi hedeflenirken, bu hastaneler binlerce hekim yetiştirirken, bu amaçla milyonlarca hastaya şifa dağıtırken, bunların yüksek maliyetinin karşılanamaması nedeniyle borç batağından da kurtulamıyor. Gün geçtikçe artan borçları nedeniyle mali zorluklarla mücadele etmeye çalışan üniversite hastaneleri bu durumdan nasıl kurtulabilir?

Üniversite Hastaneleri Birliği Başkanı Prof. Dr. Erkan İbiş, sorunun çözümü için devlet üniversite hastaneleri arasında eşgüdümü sağlayacak Üniversite Hastaneleri Kurumu (ÜHK) kurulması gerektiğini belirtti. Erkan İbiş, ülkemizdeki tıp eğitimi ve tıbbi uygulamaların nitelikli seviyeye gelmesi ve dünya standartlarında kaliteli ve ileri tıbbi uygulamalarda öncü olmasını, üniversite hastaneleri sayesinde gerçekleştiğini söyledi. 

Üniversite hastaneleri neden borç batağında?
Tıp eğitiminin ve tıp hizmetlerinin dünyadaki bulunduğu iyi konumun kaybedilmemesi gerektiğine dikkat çeken İbiş, Türkiye’nin sağlık alanında cazibe merkezi olduğunu ve bunun korunması için tıp fakültelerine destek olunması gerektiğini dile getirdi. Üniversite hastanelerinin temel sorunlarının başında mali ve insan kaynakları yetersizliğinin olduğunu kaydeden İbiş, “Maliyetin çok altında ödeme ile karşı karşıyayız, bu nedenle her ay, her yıl üniversite hastaneleri döner sermaye bütçesi açık veriyor.” dedi. 

Her şey döner sermayeden mi karşılanıyor?
Prof. Dr. Erkan İbiş, üniversite hastanelerine tıbbi cihaz, bakım onarım, inşaat gibi yatırım bütçelerine Maliye Bakanlığınca destek verilmesi gerektiğini vurguladı. İbiş, tüm devlet kurumlarında personelin denge tazminatı Maliye Bakanlığı tarafından karşılanırken, üniversitelerin tıp fakültesi hastaneleri ve diş hekimliği hastanelerinin bu uygulamanın dışında bırakıldığını, bu önemli giderin döner sermayeden karşılandığını belirtti. 

Sağlık Uygulama Tebliği (SUT)  fiyatlarına 8 yıldır zam yapılmadığını dile getiren İbiş, “Buna karşın tıbbi malzeme, ilaç, asgari ücret, ilaç, elektrik gibi temel ihtiyaç giderlerinde  yüzde yüzü aşan artış oldu. Aslında üniversite hastaneleri dahil tüm kamu hastaneleri zarar ediyor. Kamu hastanelerinde bu açık bütçe aktarımları ve gider esaslı bütçe uygulaması ile kapatılıyor. Bu uygulama üniversite hastaneleri içinde yapılmalı ve üniversite hastanelerine de gider esaslı global bütçe verilmeli” diye konuştu. 

Çözüm ne? 
Üniversitelerde de hata olduğunu ifade eden İbiş, şunları söyledi: “Üniversite hastaneleri YÖK’e bağlı. Ancak YÖK’ün hastaneleri denetlemesi mümkün değil. 44 üniversite hastanesinin hizmetlerini, gelişim planlarını ve stratejisini eşgüdümlü şekilde yapacak bir kurum gerekiyor. Ortak tıbbi malzemeleri almalı çünkü, tek başımıza aldığımız zaman pahalıya alıyoruz. Maliye Bakanının üniversite hastanelerinin bütçelerini, sağlık kadrolarını, yatırım ihtiyaçlarını 44 üniversite rektörü ile ayrı ayrı görüşmesi mümkün değil. Tüm ihtiyaçları temsilen bir kişinin görüşmesi gerekiyor. Bu amaçlarla, Üniversite Hastaneleri Kurumu (ÜHK) oluşturulsun ve YÖK’e bağlı olsun. ÜHK’nun oluşturduğu esaslarla, önerilerle üniversite hastaneleri, üniversitelerin kendisi tarafından yönetilsin. ÜHK, üniversite hastanelerinin verimliliklerinin artırılması, bütçe ve kadro yapılarının düzenlenmesi, daha nitelikli hizmet sunmalarının sağlanması, maliyetlerinin düşürülmesi ve düzenli denetlenmesi gibi  görev ve sorumlulukları üstlenmeli.” 

Yapılacak bu çalışmaların ise çok önemli olduğunu kaydeden İbiş, “Cumhurbaşkanımıza, Başbakanımıza ve YÖK Başkanımıza teşekkür ediyoruz. Çünkü, üniversite hastanelerini önemsiyorlar, eğitimin, araştırmanın ve bilimin sağlık hizmetiyle entegre olması için destek oluyorlar, sorunlarımızın çözülmesi için her zaman girişimlerde bulunuyorlar. Ben inanıyorum ki, üniversite hastanelerinin sorunlarının çözümü konusunda Nisan 2016 EKK kararları ile ortaya çıkmış yol haritası hızla uygulamaya girecek ve üniversite hastaneleri daha yüksek bir motivasyonla hem nitelikli sağlık hizmeti hem de nitelikli eğitim hedefine doğru daha emin adımlarla ilerleyeceklerdir” dedi. 

19 Şubat 2017 Pazar

KOZMETİK ÜRÜNLER TAKİP ALTINA ALINIYOR

Dize takılan bir protez ya da kalbe takılan bir pilin hangi üreticiden geldiği, ne gibi aşamalardan geçtiği ve hangi hastada olduğunun sistem üzerinden takibi yapılabilecek. Böylece, ürünlerin izlenerek, son kullanıcıya kadar güvenli bir rota takip etmesi sağlanmış olacak. 2017 yılı içerisinde Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Ulusal Bilgi Bankası (TİTUBB) sisteminin yerini Dünya’da ilk ve tek olacak olan Ürün Takip Sistemi (ÜTS) ile tıbbi cihazların tekil seviyede takibi yapılabilecek ve Türkiye bu alanda öncü olacak. 

Ülkemizde üretilen veya ülkemize ithal edilen tıbbi cihazların ve kozmetik ürünlerin üretiminden, satılıp kullanıldığı yere ve hastaya kadar takibini içeren bir sistemin geliştirilmesi hedefleniyor. İşte bu sisteme Ürün Takip Sistemi (ÜTS) Projesi kapsamında uygulanacak. 

ÜTS ile ülkemizde üretilen ve ülkemize ithal edilen tüm tıbbi cihazlara ve kozmetik ürünlere ilişkin kayıt, belge, inceleme gibi işlemler yapılabilecek. Tıbbi cihazların ve kozmetik ürünlerin verilecek kararlara göre tekil veya lot bazlı takip ve izlemesi ve geri çekme işlemlerinin kontrollü olarak yapılmasına yönelik gerekli altyapı sunulmuş olacak.

Kozmetikler ve Tıbbi Cihazlar İzlenecek
Ülkemizde kayıtlı yaklaşık 4 milyon tıbbi cihaz ve formül bazında 400 bin farklı kozmetik ürün bulunuyor. Sistem ayrıca denetim faaliyetleri, klinik mühendislik faaliyetleri, iş zekası ve vatandaş odaklı işlemlere yönelik modülleri de içeriyor ve toplamda 25 adet yazılım modülünden oluşuyor. 

İlk aşamada tıbbi cihazlar takibe alınacak. Vatandaş Odaklı Hizmetler kapsamında tekil tıbbi cihazların ve kozmetik ürünlerin sorgulanmasına yönelik altyapı geliştirilmiş olacak. ÜTS'deki veriler kullanılarak birçok paydaş için ileri raporlama yetenekleri sunulacak. Ülke genelindeki hastanelerde kullanılan yerleşik tıbbi cihazlara ilişkin kalibrasyon, bakım ve onarım işlemlerinin doğru şekilde yapılmasını sağlamak için bir altyapı geliştirilecek. 

Teknik servis firmalarının personelleri ve personellerin aldıkları eğitimler ve sertifikalar kayıt altına alınabilecek ve bu personellerin ilgili işlemi yapmak için gereken yeterlilikleri sistem üzerinden kontrol edilebilecek. Kalibrasyon, bakım ve onarım işlemleri kayıt altında tutulacak.

Ürünlerin güvenliğini ve pazarda “yeterli” olarak bulunmalarını sağlamak, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’nun (TİTCK)  temel amaçları arasında yer alıyor. Ülkemizde yerleşik bulunan üretici ve ithalatçı firmaların, bayilerinin ve yönetmelikler kapsamında bulunan tıbbi cihazların Sağlık Bakanlığı tarafından Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Ulusal Bilgi Bankası (TİTUBB) ile kayıt işlemi yapılıyor. Güvenli ürüne erişim, etkin denetim, sağlık politikalarının belirlenmesi, kayıt dışı ekonomi ile mücadele önemli proje kazanımları.  

 “ÜTS Mobil” Hazırlanıyor
Önümüzdeki süreçte ÜTS’nin de tıpkı İTS gibi mobil hale getirilip cep telefonlarına entegre edilmesi planlanıyor. Böylelikle ürünlerin kimlik bilgilerinin cep telefonlarından takibi de yapılabilecek. ÜTS’nin bu yıl içinde tamamen aktif hale gelmesi hedefleniyor. 

18 Şubat 2017 Cumartesi

KELİMELERLE GÜZELLEŞ, İŞTE LÛGAT365

365 gün hiç ara vermeden her gün bir kelimeyi anlamıyla, etimolojik kökeniyle ve usta yazarların alıntılarıyla paylaşan Lûgat365 projesinin sahibi Onur Ertuğrul, aynı zamanda projenin ürünlerinin yer aldığı ''Güzel Kelimeler Dükkânı'' açtı. 

Banu ve Onur Ertuğrul, bir soru ve oyun ile Lûgat365 projesini başlattılar. İşte o soru “Nasıl yaparsak bu kelimelerin güzelliğini özellikle gençlere gösterebiliriz?” idi. 

“Bazı kelimeler çok güzel” diyerek kelimelerin gücüne inanan reklamcı çift, kelimelerin reklamını yapmak için iyi bir dijital strateji hazırlardılar. Kelime avcılığı yaparak tedavülden kalkan kelimelere hak ettikleri değeri göstermek için, onları yeniden popüler hale getirdiler. 

“Yenilme riski olmayan yolculuk taklitçiliktir.” diyen Lûgat365 projesinin sahibi Onur Ertuğrul ile ilham veren öyküsünü konuştuk.

Hayatınızdan kısaca bahseder misiniz?
Eskişehir Anadolu Lisesi’nden mezun olduktan sonra ODTÜ’de Felsefe eğitimi aldım. Uzun yıllar televizyon kanallarında çalıştıktan sonra reklam sektörüne geçtim. Reklam sektöründe özellikle dijital ve strateji konularında deneyim kazandım. 

Nasıl fark yaratırsınız?
Fark yaratmak için öncelikle kendine inanmak gerektiğine inanıyorum. Kendine inanmak ve bu konuda dik kafalı olmadan fark yaratılamıyor. Zira size akıl veren herkes denenmiş ve başarı sağlamış örnekler üzerinden akıl veriyor. Bu da fark yaratmanın önündeki en büyük engel aslında. Denenmemiş yoldan gitmek de kendine inanmak, dik kafalı olmak ve dirayet göstermek üzerinden geçiyor. 

Yenilgilerinizden nasıl dersler çıkarttınız?
Fark yaratmak için denenmemiş yoldan gitmek demek öncelikle yenilgiyi göze almak demek. “Yenilecek olsam da bu yola inanıyorum ve bu yoldan gideceğim” demektir. 

Yenilgilerde ise ki galibiyetlerimden çok daha fazla yenilgim olduğunu teslim etmem gerek,  kesinlikle ve her zaman insanın çuvaldızı kendisine batırması gerektiğini düşünüyorum. Değiştiremeyeceğimiz ve büyük gerçekler üzerinden şikayet ve bahane üretmenin kişinin kendisine kesinlikle hiçbir faydası yok.

Sizin için para nedir?
Sahip olmak için uğraşmanız durumunda, insanı ele geçiren tehlikeli bir tuzaktır para. Yolculuklarımızda, aklımızı çelmek için karşımıza çıkan maddi fırsat ya da tekliflere kulak asmamamız gerektiğini düşünüyorum. 

Kendinize hedef koydunuz mu?
Büyük hedefler koymadım fakat her zaman küçük hedeflerle ilerledim. Büyük hedeflerin insanlar üzerinde rehâvete sebebiyet verdiğini düşünüyorum; en azından benim için böyle. Fakat yol almak için de küçük hedeflerin çok elzem olduğuna inanıyorum.

Hayatınızı nasıl dengede tutuyorsunuz?
Sürekli beslenerek... Kitaplardan, şarkılardan, resimden, tasarımlardan, tasarımcılardan, yazarlardan ve hepsinden önemlisi sevdiğim insanlardan... İnsan ne yerse odur derler ya, aynı minvalde kimlerden beslenirse de odur. 

Sizin için rekabet nedir? Rakiplerinizle nasıl mücadele edersiniz?
Aslında ortada bir rekabet varsa yanlış yoldayım demektir. Fark yaratmanın rekabetten sıyrılmakla mümkün olduğunu düşünüyorum. ‘Rakiple nasıl mücadele edilir?’ sorusuna daha net bir cevap vermek gerekirse; rakibinizden farklılaşarak rekabeti ortadan kaldırmalısınız derim.

Sağlığınıza nasıl dikkat ediyorsunuz?
Beden sağlığıma maalesef hakettiği özeni gösteremediğimi söylemek durumundayım. Ruh sağlığıma muhafaza etmek içinse söylediğim gibi beslenmeme çok dikkat ediyorum.

Kaybetmek kolay gibi anlatılsa da zorlu bir süreçtir. Siz her yenilgiden sonra nasıl kazandınız?
Yenilme riski olmayan yolculuk taklitçiliktir. Yenilmek yılmak demek değildir. Her yenilgiden sonra kendi içime dönerim ve hatalarımı olabildiğince dürüst ve net bir şekilde ortaya koymaya çalışırım. Başkalarının hatalarıyla, çevresel faktörlerle ya da genel olarak bahanelerle zerre ilgilenmemeye özen gösteririm. 

Kaybettiğinizde üstesinden gelmek zorunda olduğunuz en yoğun duygu hangisiydi?
Kaybetmekle ilgili büyük hezeyanlarım olmuyor sanırım. Bunun da sebebi, çıktığım yolda zaten kaybetmeyi göze alarak çıkmış olmam. Her kayıp, aynı zamanda bir sonraki yolculuğum için deneyimdir; yani ‘kazanımdır’ diye bakıyorum.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...