19 Ekim 2017 Perşembe

KOCA KOCA ŞİRKETLER JUNİOR'LARIN ELİNDE NASIL OYUNCAK OLUYOR? HADİ BAKALIM!


Bu sabah mailime gelen basın bültenlerinden birisi dikkatimi çekti. Influencer Marketing o kadar büyümüş ki medyanın önemi kalmamış şeklinde servis edilmişti. Önce durup düşündüm, bunu neye dayanarak yapıyorlar acaba? Ellerinde güvenilir kanıtları var mı yoksa amaç algı yönetimi mi? 

Bir ajans çalışanının sözlerini, dünyada da böyle diyerek vermişler. Dünyadaki her koşul ülkemizde var mı ki, aynen alıp söylüyorsunuz. Orada bloggerlar bile niteliklerine göre sınıflara ayrılıyor. Hadi bunu da konuşalım. Ayrıca, bu hangi araştırmanın sonucu bu yok! Sonra TV ve gazete madem bu kadar izlenmiyor, okunmuyor neden bülten olarak gönderiyorsunuz. Geçin İnfluencer marketing yapanlara yayınlayıversinler. "Medyayla ne işiniz var?" diye sormazlar mı?

Aslına bakarsanız, birçok gazeteci ya da editör sormaz. Hatta bu bülteni kaç kişi ciddiye alır onu da bilmiyorum. Bildiğim önemli nokta şu; gazetecilerle çalışmanın zor olduğunu bilen ve gün geçtikçe çoğalan ajanslar iş yapabilmek için mecburen parasını ödeyip kullanabildikleri sosyal medya fenomenlerini işaret ediyor. Buna mecburlar! Çünkü, her gün çoğalan bu ajanslarla çalışacak kadar çok gazeteci yok! Gazeteciyi ikna etmek zor, toplantıya katılmasını sağlamak zor. Yazısını kontrol etmek zor. Yani, bunu yapacak ajans sayısı çok az olduğu için, onlarda iş yapabilmek için bu şekilde algı yönetimi yapıyorlar. Microinfuencer dediğimiz de blogger anneler gibi kişiler oluyor. Yani, işi gücü yok, anneliği meslek edinenler. 

Koca koca şirketlerin, ajanslarda çalışan junior olarak nitelendirilen ve işe yeni başlamış çalışanların elinde oyuncak olduğunu görmek çok kötü. Dev bütçelerle, işe yaramaz ve sonuç getirmeyen projeler çöplüğüne birini daha atarken, ajansların al gülüm ver gülüm diye iş yaptığı kişiler zengin oluyor. İşin en kötüsü de bu kişilerin çoğunun ne iş yaptığı da belli değil. 

Ajanslar, gazetecileri hedef alıyorsa, bir zahmet bülten göndermesinler. 

Siz siz olun, iş yapacak bilgisi ve donanımı olmayan niteliksiz ajanslarla iş yapmayın. Araştırma sonuçlarının birçoğu çok farklı sonuçlar gösteriyor, önemli olan güvenilir araştırma sonucu olması. Ve işlerine hangisi geliyorsa onu kullanmak da ayrı bir durum. Burada medyanın içi boşaltılmış programlar yapıp, hiçbir işe yaramayan ve toplumun psikolojisini bozmanın dışında bir görevi olmayan programlar yerine nitelikli işler yapması gerekiyor. Gazetelerde de nitelikli ve düzgün haberlerin olması, hem medyayı yükseltir hem de toplumu. Böyle boş bültenlerle iş yapmaya çalışanlar, çıkış sağ taraftan çünkü kaz gibi gördüğünüz şirketler elbet bu oyunları anlayacak. 

18 Ekim 2017 Çarşamba

HEKİM AÇIĞI KAPANACAK, SAĞLIKTA ŞİDDET SON BULACAK

Sağlık Bakanı Ahmet Demircan, kahvaltılı basın toplantısında sağlıkta çok başlılık döneminin bitmesinden, hastanelerdeki mekan sorunu çözümüne, sağlık turizmi ile ilgili yeni düzenlemelerden sağlıkta şiddete kadar birçok konu ile ilgili bilgi verdi.  

Sağlıkta şiddetin önlenmesi için alınacak önlemler hakkında bilgi veren Bakan Demircan, "Ben hekim arkadaşlarımızın büyük bir fedakarlıkla iş yaptıklarını görüyor ve biliyorum. Oraya tedavi için gelen insanımız da bunları böyle değerlendirmeli. Günde 100'ün üzerinde hastaya bakan bir insanın elbette ki yüzü gülmeyebilir veya bir noktada geç cevap verebilir. Halkımız, bunda sabırlı olmalı. Mekanlardaki darlık ve sıkıntı, bunları çözüyoruz. Personel sayısını artırarak acilleri personel açısından takviye ediyoruz. Pratisyen hekim ve acilde çalışacak olan uzman hekimlerimiz, acil uzmanlarımızın sayısını artırmaya çalışıyoruz. Bu konuda medyadan da yardım istiyorum." dedi. 

TUS asistan kadrosu 6 binden 8 bine çıkarılıyor
Doktor açığının olduğuna dikkat çeken Demircan, "Türkiye 5-6 yıl içerisinde pratisyen hekim açığını kapatacaktır. Aile hekimliğinde de noksanlığımız var ve onu da yavaş yavaş kapatıyoruz. Bizim önümüzdeki ikinci büyük açığımız uzman açığımız. 6 bin TUS sınavı için asistan kadrosunu 8 bine çıkarttık. Aldığımız kararla 2 bin eklendi. Bu hem üniversitelerimizi rahatlatacak, çünkü asistan ihtiyaçları vardı onların. Hem de ortalama 5 yıl sonra uzman dönüş rakamları daha yüksek olacak. İnşallah bu sayı sorunu, Türkiye'nin önünde pratisyen hekim noktasında 5 yıl içinde giderek kalkacak, uzman hekim noktasında da yan dalları da dahil edersek 10 yıl sonra sorunumuz azalacak." şeklinde konuştu.


Türkiye´de sezaryen oranı yüzde 53´e çıktı
Türkiye'nin sezaryen oranlarında dünya ortalamasının çok üzerinde  olduğunu belirten Bakan Demircan,  şunları söyledi: "Cerrahi branşlara ilgi azaldı. Bu doğru bir tespit. Bunun düzenlemesi yapılmış ama yeterlilik noktasında sıkıntı varsa gidermek lazım. Sigorta sistemi var, onu daha da geliştirebiliriz. Bu branşlar olmadan olmaz. Sorunu çözeceğiz. Cerrahi branşların önü açılmalı. Bazı şeylerin bahanesi gibi geliyor ancak Türkiye´de sezaryen oranı yüzde 53´e çıktı. Ortada büyük bir problem var. Bunu düzeltecek çalışmalar yapılıyor. Malpraktisle ilgili düzenlemeler yapılırsa ve teşvik edilirse cerrahi branşsız hastane olmaz. Cerrahi branşların önü açılırsa bunun da çözüleceğine inanıyorum.  Örneğin, suda doğum merkezleri oluşturmaya çalışıyoruz. Hastanelerimizin ihtiyaç duydukları sayıda doğum küvetleri alarak doğumu daha kolaylaştırmayı düşünüyoruz. Doğum sakin bir ortam ister. Fazla ışık bile istemez. Kadınların kendi odalarında doğum yapmalarını sağlayacak şekilde çalışma yapıyoruz. Ayrıca ebe kadrolarını artırıyoruz."


Sağlıkta tedarik sistemi başlıyor
Sağlıkta tedarik sistemi üzerinde çalışma yaptıklarını kaydeden Demircan, “Bundan sonra her hastanenin ihtiyaçları belirlenecek ve tedarik tek merkezden yani e-marketten sağlanacak. Yeni açılanlarla 872 yeni hastanemiz bulunuyor. Bu kadar da alım merkezi var. Bunu çözmüş ülkeler var. Onları inceledik. Benzer bir model geliştirdik. Tedarik sisteminde stok maliyeti düşecek alımlar bir merkezden yapılacak. PTT ve diğer kargo şirketleriyle özel anlaşmalar yapılacak. Sağlık Bakanlığı ne alınacağını, standartlara uygunluğunu Sanayi Bakanlığı belirleyecek. Maliye Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı da ödeme yapacak olan kurumlar. Alımlar ihale ile olacak ve e-marketten sağlanacak. İhale ile gerekli aletler alınacak. Böylece stok maliyeti düşecek. Yerli üretici de teklif verebilecek. Standartlar belirlenip, üniversite laboratuvarlarında kontrol edilecek.” şeklinde konuştu.

Şehir hastanelerinin dışında, merkezde de hastaneler olacak
Şehir hastanelerinin nüfus planlamasına göre planlandığını, belli kriterlere bakıldığını vurgulayan Demircan şunları kaydetti: "Şehirler büyüdü ve şehrin içinde geleceği de öngören bir sağlık tesisi kuramıyorsunuz, çünkü yer yok.  Eski hastaneler ekonomik ömrünü doldurmuş, deprem güvenilirliğini kaybetmiş yerler açığa çıkıyor. Buna rağmen, vatandaşın merkezde kolay ulaşabileceği bir hastane üretmek zorundayız. Zorunlu şehir dışına çıkıyor şehir hastanesi ama merkezde de vatandaşın ulaşabileceği bir hastane olmalı. Bunu araştırıyoruz. Açıkta kalan yerlerin ise sahibi milli emlak. Bize tahsis edilmiş. Sağlık Bakanlığından alacaklar."


Üniversite hastanelerinin de sorunları çözülecek
Üniversite hastanelerinin borçlarının ödenmesi için yeni bir çalışma yaptıklarını ifade eden Demircan, “Üniversite hastanesinin içinde bir eğitim kurumu var. Eğitim faaliyetleri yapıyor öbür taraftan da sağlık hizmeti veriyor. O zaman yönetimden daha çok yönetişim ilişkisi geliştirilmesi lazım.  İkili sistemin birbirine zorluk çıkarmadan destekleyerek yürümesi lazım. Biz  neresinde oluruz? Gelecek teklifler içinde bize düşen alan neyse biz orada oluruz ama eğitim tarafında olmayız.” diye konuştu.

Sağlık turizmi için yeni adımlar atılıyor
Türkiye'nin, sağlık elemanı yetiştirmede yüksek standartlı eğitim veren bir ülke olduğunu kaydeden Demircan, "Yetişen elemanların hepsi Türkiye'de kalmıyor, gidebilir. Dışardan da birileri gelip Türkiye'de sağlık hizmeti verebilmeli. Bunu da açık hale getirmemiz lazım. Çünkü sağlık turizmini ciddi olarak ele alacaksak, sadece sağlık turizminden istifade etmek isteyen insanların önünü açmakla kalmamalıyız. Burada hizmet vermek isteyenleri de devreye sokmalıyız. Yeni konsepte uygun yasal alt yapıyı da düzenlemek zorundayız." dedi.


Hekimlerin emekli maaşları ve yıpranma paylarında düzenleme
Sağlık çalışanlarının yıpranma payına ilişkin de açıklamalarda bulunan Bakan Demircan,  şunları söyledi: " Hekimlerin emeklilik ücretleri düşük. Bunda bir düzeltme için çalışmalarımız var. Mali konular olduğu için bütçe süreci içinde bunu çözeceğimize inanıyorum hem emeklilikteki artışın sağlanması hem de yıpranma payı konusunda. Sağlığın da kendi içerisinde zorluk dereceleri var. Bu konulardaki çalışmalarımız sürüyor. Bu müjdeyi vereceğiz ama olgunlaşmadığı için şu an bir şey diyemiyorum. Ciddi bir düzeyde bu çalışmanın sürdüğünü belirtmek isterim.”

Yurt dışındaki hekimlere mecburi hizmet geçerli olmayacak
Eskiden birtakım engellerin söz konusu olduğunu anımsatarak, mecburi hizmet yapılmadan sisteme girilemediğini ve şimdi bunun değiştirilebileceğini kaydeden Demircan, "Neden mecburi hizmet görecek burada? O bizim kaynaklarımızı kullanmamış ki yurt dışında kendi kaynaklarıyla eğitimini görmüş ve burada çalışmak istiyor. Gelir, burada çalışma şartlarımıza uyuyorsa çalışabilir. Bunun gibi daha geniş çerçeveden meseleye yaklaşmamız lazım." dedi.

  

11 Ekim 2017 Çarşamba

SAĞLIK VE BİLİM HABERCİLİĞİNDE BİR DÖNÜM NOKTASI

Sağlık ve bilim haberciliğinde önümüzdeki Aralık ayında 12. yılıma gireceğim. Bu sene mesleki anlamda  "Ne gibi farkındalıklar oluşturdum?" diye düşünmeye başladım. Yıllardır, habercilikte yenilikler yapmaya çalışarak, bilim ve sağlık haberciliğinde uzmanlaşmanın olması için çalışmalarımı sürdürüyorum.

Bu alandaki boşluğun, bilmedikleri işin uzmanı gibi ortada dolaşanlara kalmasını istemiyorum. Çünkü, sağlık hiçbir şeye benzemez. İnsanların zorlu günlerinde, yol göstermek ve yaralarına merhem olabilmek önemli olan. Sağlık çalışanları ve bilim insanlarının yaşadıkları zorlukları dile getirip, nitelikli ve üretenlerin sesini duyurarak gündeme getirmek bizim işimiz. Tabii ki, sorunları yazıp kendi sorunlarında lal olan bir mesleğin mensubu olunca, gazetecilerin yaşadığı sorunlara da çözüm üretmek şart.

Geçtiğimiz günlerde Sabri Ülker Vakfı’nın desteğiyle  Avrupa Gıda Bilgi Konseyi’nin (EUFIC) Brüksel’de düzenlediği “Bilime Güvenmek: Kanıtlar Ötesi Dönem” başlıklı konferansına katıldım.

“Sağlık ve Bilim Haberciliği” mercek altına alındı. Birçok konuda bilgi verildi. Uzman gazeteciliğin değeri anlatıldı.  Bilimsel bilginin iletişiminde ortaya çıkan engeller ve toplumun doğru bilgilendirilememesi sonucu ortaya çıkan sorunlar üzerinde duruldu. Çözüm yolları arandı.

“Sağlık haberlerinde kaynak değerlendirmesi” ( 2017) raporuna göre,  medyaya yansıyan sağlık ve beslenme konulu haberlerin yüzde 40’ında kaynağın yer almadığı açıklandı. Hatta bunun bir sıra ilerisine gittiğimizde, kaynak olanların da ne kadar nitelikli olduğu sorgulanmalı. Çünkü sağlık haberlerini eleştirdiğimde, sağlık ve bilim habercisinden öte bir konuma geçmiş oluyorsunuz. Burada da akla, gazetecinin objektif olması gerektiği geliyor. “Sahte bilim savunucuları karşısında gazeteci nasıl davranmalı?” sorusu da beliriyor.  Hatta sözde uzmanları haber yaparak, gazeteci objektif mi davranmış oluyor? Yani  haber kaynağı konusunda sağlık ve bilim alanında çok soru işareti var.



Bilgi Kirliliği İle Mücadelede Şart
“Beslenme ve sağlık konularında bilimselliği kanıtlanmış, güvenilir bilginin iletişiminin hayati öneminin farkındayız” diyen Sabri Ülker Vakfı Projeler Müdürü Selen Tokcan, Vakıf olarak bu konuda yürüttükleri çalışmalara dikkat çekti.  

Türkiye’nin ilk uluslararası akredite beslenme ve sağlık iletişim eğitim programını hayata geçirdiklerini ifade eden Tokcan, “Bilgi kirliliği ile mücadelede iki tarafı ilk defa aynı masa etrafında buluşturduk. Bilim insanları ve iletişimciler İstanbul’da düzenlenen “Beslenme ve Sağlıkta İletişim Programı”nda 2 gün boyunca bilimsel bilginin iletişiminde esasları konuştular ve ortak yol haritası belirlediler” dedi.

Sabri Ülker Vakfı’nın “Bilim Bunu Konuşuyor” platformu ile beslenme alanındaki sıcak gündeme dair bilimsel referanslardan derlediği makaleler ile binlerce kişiye ulaştığı ve farkındalık yarattığı belirtildi.

Türkiye’de Sağlıklı Beslenmeye Olan İlgi Çok Hızlı Artıyor
Türkiye’de de sağlık ve beslenme konularındaki haberlere kamuoyunun ilgisi her geçen gün artıyor. Google arama motoru sonuçları da bu durumu bir kez daha ispatlıyor. 2017 yılı Ağustos verilerine göre, Google’da “beslenme” anahtar kelimesi aratıldığında 32 saniyede yaklaşık 24.5 milyon sonuç yansıyor. 2015 yılında 15 milyon olan bu rakamın iki yılda yüzde 63 oranında artış göstermesi, toplumun beslenme ve sağlık alalarında bilgi edinmeye olan merakının her geçen gün ne derece arttığını ortaya koyuyor.

Beslenme anahtar kelimesi altında ise en fazla ziyaret edilen içeriklerde,  “sağlıklı beslenme”, “dengeli beslenme” ve “gebelikte beslenme” konuları olarak öne çıkıyor.  Sonuçlar beslenme ve sağlık alanlarında bilgi kirliliğiyle mücadelenin hayati önemine bir kez daha dikkat çekiyor.



İlgi Çok, Referans Yok
Konferans konuşmacılardan Bilkent Üniversitesi İletişim Bölümü Öğretim Görevlisi Prof. Bülent Çaplı liderliğinde gerçekleştirilen “Türk Medyasında Sağlık Haberlerinde Kaynak Değerlendirmesi” (2017, Ağustos) araştırması çarpıcı sonuçlarıyla öne çıkıyor. Türkiye’de en fazla trafik alan haber portallarında yer alan sağlık ve beslenme içerikleri haberler incelenerek gerçekleştirilen araştırmanın sonuçlarına göre;

  • Sağlık ve beslenme haberlerinin yüzde 94,7’si imzasız olarak yayınlanıyor.
  • Haberlerde referans kaynak belirtilmeme oranı yüzde 40.4.
  • Kaynak gösterilen haberlere bakıldığında; Haberlerde gösterilen kaynakların türlerine göre ulusal kaynaklar yüzde 31,9, uluslararası kaynaklar ise yüzde 15,8 olarak çıkıyor.
  • Sağlık ve beslenme haberlerinde fotoğraflardan oluşan slider haberlerin oranı ise %59,4
  • Ayrıca haberler değinilen farklı perspektifler ve açılar açısından da incendi ve yüzde 98’i farklı açılardan yoksun, sadece yüzde 2’sinin farklı açılara sahip olduğu belirlendi.


Toplumun Yarısından Fazlasının Kafası Karışık
Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi'nin TÜBİTAK'ın desteğiyle gerçekleştirdiği "Türkiye'de Sağlık Konulu Yayıncılık İlkelerinin Belirlenmesi: Kaynak, İleti ve Hedef Kitle Bağlamında Sağlık Konulu Yayınların Analizi" (2013) araştırması da, alanının en kapsamlı araştırmalarından biri olarak, toplumun iletişim kanallarından edindikleri bilgiye şüpheyle yaklaştığını ortaya koyuyor.

Türkiye’de yayın yapan 1.781 basın organı, 52 televizyon kanalı ve 551 internet portalından örneklem ile gerçekleştirilen araştırmanın sonuçlarına göre;     


  • Sağlık profesyonellerinin yüzde 21'i, medya profesyonellerinin ise yüzde 12'si iletişim kanallarındaki sağlıkla ilgili bilgilerden şüphe duyuyor.   
  • Sağlık profesyonellerinin yüzde 38'i ve medya profesyonellerinin ise yüzde 24'ü kamuoyunda konuşulan sağlıkla ilgili bilgilerin denetlenmediğini düşünüyor.  
  • Vatandaşların ise yüzde 51'i gazete ya da dergilerdeki, yüzde 45'i televizyondaki, yüzde 48'i, internetteki sağlık konulu yayınların referans kaynağının kafa karıştırdığını düşünüyor. 
  • Gazetelerdeki sağlık konulu haber ve yazıların sayısı “Az, yetersiz” bulanların oranı yüzde 41 iken, televizyonda bu oran yüzde 37, internette ise yüzde 22 oldu.





Sağlık ve bilim haberciliğinde böyle farkındalık çalışmalarının yapılması mutluluk verici. Bu alanda atılan her adım, nitelikli gazetecilerin yetişmesine ve kaliteli haberlerin yapılmasına vesile olacak. Çünkü, niteliksiz gazeteci, cahil toplum demektir. Gazetecilerin gelişmesi, toplumun gelişmesini sağlayacak. Bu tür çalışmalara her daim destek verip, elimden geldiğince de yer almaktan mutluluk duyarım. İşimi çok seviyorum ve daha güzel işlere imza atmak istiyorum. Ülkemizin gelişmesi için, uzman ve nitelikli gazetecilere ihtiyacımız var. Aynı nitelikli ve üreten bilim insanlarına olduğu gibi... 

9 Ekim 2017 Pazartesi

GELECEĞİN MEDYASI ROBOT GAZETECİLERİN Mİ?

Teknoloji geliştikçe yeni bir devrin başlangıcı oluyor. Endüstri 4.0 nesnelerin interneti ya da siber-fiziksel sistemlerolarak tanımlanıyor.

Devrimleri şu şekilde sıralayabiliriz:
•             ENDÜSTRİ 1.0 : Su ve Buhar Enerjili Mekanik Üretim Tesisleri
•             ENDÜSTRİ 2.0 : İş Bölümüne Dayalı Elektrik Enerjili Kitlesel Üretim
•             ENDÜSTRİ 3.0  : İmalatın Otomasyonunu İleriye Taşımayı Başaran Elektronik ve Bilgi Teknolojileri
•             ENDÜSTRİ 4.0 : Siber Sistemlere Dayalı Üretim

Medya da bu değişimden etkileniyor ve toplumda robot gazetecilerin haber yapması şaşkınlıkla karşılanıyor. 

Robot gazetecilerin neler yaptığına bir bakalım.

Google DeepMind şirketi, Google’ın yapay zekâ ile ilgili çalışmalarını yürüten bir alt şirketi. Burada, robotlara yeni anılar edinme ve bunları hatırlayabilme özelliği kazandırıldı.  Ayrıca robotların insan sesini taklit etme becerileri ve işbirliği yapma eğilimleri üzerinde de çalışılıyor.

Google veri gazeteciliği ve haber teyit projelerini fonlayacak
Google’dan fon alan projeler arasında, gazeteciler için hazırlanmış, otomasyona dayalı bir  teyit aracı olan FACTS (gerçekler) de var. FACTS, ilk tam otomatik teyit aracı olacak.

“Habercilikte fantastik adım”
Google tarafından finanse edilen 'RADAR' isimli projesinde ise,  5 kişilik bir ekip ile gazeteci robotun ayda 30 bin rutin haber üretmesi hedefleniyor.   Robot gazeteciler finans, gayrimenkul ve spor haberleri gibi haberleri yazabiliyor.

Associated Press, New York Times ve Los Angeles Times gibi gazeteler rutin haberler için robot kullanıyor. İnanması güç gibi gelse de robot gazeteciler, son yıllarda bülten haberciliğe çevrilen medyaya yeni bir soluk da getirebilir.

 İngiliz gazeteci Nick Davies, “Flat Earth News” kitabında “churnalism” kavramını ortaya atıyor. “Churn” İngilizce’de, “çalkalamak, köpürtmek” anlamına geliyor. Davies, günümüzde PR ajansları ve reklam şirketleri tarafından hazırlanan “haber görünümündeki” metinlerin, hiç müdahale edilmeden gazete sayfalarında yer almasına gazeteciliğin prestij yitirmesinin nedenlerinden biri olarak görüyor. Kısaca, bültenleri kopyalayıp yapıştırmak gazetecilik değildir! İşte robot gazeteciler bu işi kolaylıkla yapabilir.

Robot gazeteciler, rutin haberleri ya da bültenleri sisteme yüklerken, nitelikli gazeteciler araştırmacı gazetecilik yapabilir. Böylece robot gazeteciler, medyada bir değişimi de başlatabilir. Yani gazetecilik bitti, diyenlere inat nitelikli gazeteciler kalburüstünde kalacak.

Tabii yapay zekanın insanlık için en büyük tehlike olabileceğini farklı platformlarda dile getiren girişimci Elon Musk’ı da burada hatırlamak gerekiyor. Yapay zekayı insanların bilinçli şekilde kullanması için medya okuryazarlığı düzeyinin artması hedeflenmeli.

Bu durumdan okuyucular nasıl etkilenecek?
Toplumda medya okuryazarlığı seviyesinin artması, bilgiyi daha iyi değerlendirmelerine ve işlemelerine yardımcı olacak. Problem çözme, verileri kullanabilme, sorgulama,  ikna etme ve eleştirel düşünme yetenekleri gelişen toplum, dijital okuryazarlık bilinci de kazanacak. Gerçek ve sanal ortamdaki verilere istenilen amaçta doğru bir şekilde erişebilmek ve onu doğru yöntemle verimli bir şekilde kullanmayı sağlayacak.

Robot gazeteciler, yapay zeka ve değişen medya ile toplumda da yenilikler olacak. Bu yenilikleri takip etmek adına da bültenler yerine, dünyada neler olduğuna bakmak önem taşıyor. Gelişmeleri takip edip, bunları üreten bir topluma dönüşmek için medyanın yönlendirmesi, değişimdeki başlangıçları sağlayacak. Sonuç olarak gelişen medya, üreten toplumu oluşturacak.
       

8 Ekim 2017 Pazar

FACEBOOK YALAN HABERLERE SAVAŞ AÇTI

Facebook'ta asılsız haberlerin yayılmasını durdurmak amacıyla ülkemizde de çalışmalara başladı.   Yalan haberlerin yayılmasını durdurmak için  bazı ipuçları paylaştı. 

Geçtiğimiz aylarda Amerika’daki seçimlerde yaşananlardan sonra eleştiriler karşısında Google ve Facebook, içerik politikalarında değişikliğe gitti ve yalan haber içeren sayfaları reklam ağından çıkaracağını duyurmuştu. 
Facebook'un kurucusu Mark Zuckerberg ise sosyal paylaşım sitesinin ABD'de başkanlık seçimlerinin gidişatını etkilediği iddialarına şiddetle karşı çıkmıştı. Detaylar için buraya bakabilirsiniz. 

İşte Facebook tarafından sunulan  maddeler: 

1. Başlıklara şüpheyle yaklaşın. 
Çoğu zaman asılsız haberlerin, tamamı büyük harflerle yazılmış ve ünlem işareti eklenmiş dikkat çekici başlıkları vardır. Başlıktaki sarsıcı iddialar size inanılmaz geliyorsa, muhtemelen inanmamanız gerekir.

2. İnternet adresine (URL) yakından bakın. 
Sahte veya taklit bir internet adresi (URL), asılsız bir haberi işaret ediyor olabilir. Pek çok asılsız haber sitesi, internet adresinde (URL) küçük değişiklikler yaparak gerçek haber kaynaklarını taklit etmektedir. Siteye giderek internet adresini (URL) gerçek kaynaklarla karşılaştırabilirsiniz.

3. Kaynağı araştırın.
Haberin, doğruluk konusunda itibarlı, güvendiğiniz bir kaynak tarafından yazıldığından emin olun. Haber tanımadığınız bir kuruluştan geliyorsa, daha fazla bilgi almak için "Hakkında" kısmına bakın.

4. Yazı biçiminin olağandışı olup olmadığına dikkat edin. 
Pek çok asılsız haber sitesinde yazım hataları veya tuhaf sayfa düzenleri olur. Bunları görürseniz habere dikkat edin.

5. Fotoğraflara dikkat edin. 
Asılsız haberler çoğu zaman üzerinde oynanmış görüntüler veya videolar içerir. Bazen fotoğraf gerçek olduğu halde bağlam dışında kullanılmış olabilir. Nereden geldiğini doğrulamak için fotoğrafı veya görüntüyü internette aratabilirsiniz.

6. Tarihleri inceleyin. 
Asılsız haberlerdeki tarih ve saat çizgisi mantıksız olabilir veya olayların tarihleri değiştirilmiş olabilir.

7. Kanıtları kontrol edin. 
Yazarın kaynaklarını kontrol ederek doğru olduklarından emin olun. Kanıt olmaması veya adı belirtilmeyen uzmanlara güvenilmesi haberin asılsız olduğunu işaret edebilir.

8. Başka haber kaynaklarına bakın. 
Aynı haberi bildiren başka haber kaynağının olmaması, haberin asılsız olduğunu gösterebilir. Haber, güvendiğiniz birden fazla kaynak tarafından bildiriliyorsa, haberin doğru olma ihtimali daha yüksektir.

9. Haber bir şaka mı? 
Bazen asılsız haberler ile mizahı veya hicvi ayırt etmek zor olabilir. Haber kaynağının parodi konusunda tanınmış olup olmadığını kontrol edin ve haberin detaylarından ve tonundan sadece eğlence amaçlı olup olmadığını anlamaya çalışın.

10. Bazı haberler kasten yanlış bilgi içerir. 
Okuduğunuz haberler hakkında eleştirel bir yaklaşımla düşünün ve sadece güvenilir olduğunu bildiğiniz haberleri paylaşın.

Yeri gelmişken bu videoyu izlemelisiniz. 



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...